Hayır sen nasıl bi insansın anlamıyorum ki. Bunun neyine özendin.
(Ağzımı bozmayacağım. Ağzımı bozmayacağım..)
Sevdiğim tüm kıyafetlerimi çantama doldurdum ve dolabımı açmıyorum bile.
Gitmeye her yönden hazırım.
Lütfen Doğa Kafe’nin sandalyelerine
aman kalp içinde bir isim olsun
aman telefon numarası olsun
aman özlü söz olsun
aman efendim bir nefret sözü olsun
yazayım demeyin. Sandalyeler yeni değişti ve pırıl pırıl kalmasını istiyoruz.

Ellerimi bahçeye dikiyorum,
yeşereceğim, biliyorum, biliyorum, biliyorum
ve kırlangıçlar mürekkepli parmaklarımın çukurunda
yumurtlayacaklar.
Küpeler takacağım kulaklarıma
ikiz iki kirazdan
ve tırnaklarımı papatya çiçeği yapraklarıyla süsleyeceğim.
Bir sokak var orada,
aynı karışık saçları, ince boyunları ve sıska bacaklarıyla
küçük bir kızın masum gülüşlerini düşünüyorlar
bir gece rüzgarın bizi alıp götürdüğü.
Akşam 11’de içim nasıl sıkılıyor.
Oturmuş aptal kutusunda geziniyorum.
Karşıma bi film çıkıyor Cnbc-e’de.


Etkileniyorum elbet.



Sürekli ot kullanan ve bunu emekli asker babasından saklamayı başaran “psycho” çocuğumuz sürekli video çekiyor.





Kızın babası da değişmeye, ot kullanmaya ve güzel müzikler dinlemeye başlıyor.



Ve işte tam aşağıdaki sahnelerde






Mesaj geliyor “Nasılsınız efendim? :)”
Aynı filmi izliyor olduğumuzun farkına varıyoruz sonra.





Lhasa De Sela diyorum.
2010 yılında göğüs kanserinden kaybediyoruz onu.
Zaten hep gitmek, bitmek zorundadırlar.
Sen ufacık yaşında başla şarkı söylemeye, karavanda gez ailenle, sirklerde çalış, birkaç albüm çıkar ve git.
Yine de güzel bir hayat onunkisi.
Anlattığı hikayeler o kadar gerçek ki.
Aynı zamanda o kadar hayali, rüya gibi.
Enfes demeye çalışıyorum.
Hayal edin mesela:
Bu şarkının resmini yapmak istiyorum.
Veyahut şuna bir bakın:





























































